13 Ağustos 2017 Pazar

BİR ZAMANLAR KUMRAL BİR ÇOCUK VARDI/ Ekrem SAYGI



Bir zamanlar kumral bir çocuk vardı
Beş yaşında okumayı öğrendi babasından
Özenle yontulmuş, el tahtasından
“ELİF” dedi “B” dedi, “VAV” la bitirdi
...
Sıradan geçti sübyan mekteplerinden
Akşam dersin de “EVVELA” dedi, koroya uydu
Teslim odu “İSLAM” a anlamını bilmeden
Farzı öğrendi, sünneti öğrendi velhasıl dinini öğrendi
Kur’anı öğrendi, dört elif miktarı çekti uzun uzun
Sesi güzel di, makam güzeldi, her şey güzeldi
Ezberletildi Kur’an kalbe indirilmeden

Bir zamanlar kumral bir çocuk vardı
Büyüdü, sekiz yaşına geldi
Öğrendikleriyle bütündü
İlk okuluna gönderildi, siyah önlük beyaz yakalık
Siyah bezden askılı iki gözlü bir çantayı annesi geçirdi başından
Bir gözünde defter kalem, bir gözünde yarım bazlama
Dikmeceyi aştı, okuluna ulaştı, sular içti, yol izbelerinden
İlk harfleri gördü, A-B-C diye okumaya başladı
Daha küçüktü, ürkekti, önüne çıkan köpekleri taşlardı
Dönerdi evine, küle gömerdi, patatesleri haşlardı

Bir zamanlar kumral bir çocuk vardı
Kısa zamanda ilk o öğrendi, okumayı sınıfında
Sevinçle ilk o aldı, hediyesini öğretmeninden
Önce Cin Ali, Sonra; Kemalettin TUĞCU serisinden
Koştu, yürüdü, okul çıkışı patates tarlasına
Öğrendim dedi, haykırdı sevincini, anne ve babsına
Önce çizgilerini gösterdi, A dedi B dedi
O kumral çocuk, o gün, bütün sevincini haykırdı

O kumral çocuk dokundu yaşama, yaşam ona dokundu
Aksi idi yaramazdı, öyle söylerdi bilmeyenler
Neydi acaba; onu yaramaz yapan nedenler
Bin dokuyüz yetmiş altı
İlk okuduğu roman “Denizci Hasan” dı
Etkilenmişti, günlerce düşünmüştü, acımıştı Hasan‘a
Hiç unutmadı o denizde geçen fırtınayı
Ve fırtınadan sonraki ayağa kalkan Hasan’ı
Mevsimler geçti üstünden, kışları yaz oldu
Yaz ayları kışa dönse de; Hasan’ı hatırladı, mücadelesini hatırladı
Onaltı yaşında, Çoruh nehrine yuvarlandı kurtuldu
Bir inşaatı göçürdü Antalya'da’ kaçtı, kurtuldu
Üçüncü kattan düştü, kolu bacağı kırıldı, kurtuldu
Kaç kez döndü uçurum kenarlarından
Her düşüşte, yeniden ayağa kalktı, kurtuldu
Devlet oldu, Vatan oldu, Bayrak oldu
Lakin artık yoruldu, pes dedi hayata, teslim oldu

Bir zamanlar kumral bir çocuk vardı
Şimdi, içi karamış düğümleri çözmekten
Ve, içine dokunan acılardan, rengi bozulmuş
Hiç bir şey duymak istemiyor
Hiçbir şey görmek istemiyor...

Bilir misin sen ey kumral çocuk!!!
İnsana en büyük kötülük, kendi türünden gelir
İçinde öldürdüğün çocuk sesleniyor sana
Herkese yetiştin, fakat  kendine geç kaldın
O gün sana bahsettiğim korkudan geliyorsun sen
Son kez dokunacaksan dokun yaşama
Lakin hiç bir şey değişmeyecek
Hadi kumral çocuk
Daha fazla kendini yorma
İyi halden tahliye et kendini
Hadi, kalk gidelim...
Ne dersin?
Sınıfını geçtin sen…

Ekrem SAYGI
13.08.2017 Şırnak


Share:

11 Ağustos 2017 Cuma

HASTLANDIĞIM BİR GÜNÜN ARDINDAN /Ekrem SAYGI




Şırnak’ tayım çalışıyorum mecburiyetten, Güneş sanki sadece benim tepeme dikilmiş, enerjisini boşaltıyor üstüme… ha dayan Ekrem, ha sabır Ekrem derken ikinci günün sonunda başım dönmeye ve bacaklarım ve parmaklarım tutulmaya başladı. Bütün vücuduma kramplar giriyor, tutulan yerlerimi tutulan parmaklarımla düzeltmeye çalışıyorum. Yine de aldırmıyorum. lakin ikinci günün akşamı dayanamayıp teslim oluyorum Şırnak Devlet Hastahanesi' nde ki Adanalı doktora beye...

Uzaklardan geldim işçiyim ben doktor bey
Güneş başıma vurdu dayanamıyorum
Günde beş litre su, yemekte yiyemiyorum
İçimde ne varsa çıkarıyorum doktor bey

Aman doktor , bu nasıl hava , bu nasıl sıcak
Kaçacak delik arıyorum, bulamıyorum
Nefesim kesiliyor, ha boğuldum ha boğulacak
Hastalandım işte, çare sende doktor bey

Düşmüşem eline, derdin nedir diye sorma
Şöyle bir incele, anlarsin sen doktor bey

Ne olursun canım çok dar, bana zorluk çıkarma
Ayakta zor duruyorum, görüyorsun ya doktor bey

Doktora hali arz ettim, uzundu hikayem sabırla dinledi
İşlemlerini yaptır hemen, Sonra bana gel dedi
Yatırdı sedyeye ovaladı, iğneyi bastı kıçıma
Dedi sızlanma daha neler gelecek başına

Hakikaten de dediği gibi oldu, kanımı aldılar, bütün kan değerlerim altüst olmuş, doktor gözümün içine bakarak, sende böbrek hastalığı var mı dedi. İdrara çıkabiliyor musun, soru üstüne sorular...

Doktor bey ben hastane nedir bilmem
Öyle ufak tefek hastalıklara eğilmem
Lakin çok hastayım, işte düştüm eline
Korkutma beni, sahip olsan ya diline

Sonra labaratuvadan bir idrar kasesi aldım, yeşil çizgiyi takip ederek tuvaleti buldum.
Burada her bölümün çizgisi var. Hangi bölümü sorsanız şu renkteki çizgiyi takip et karşına çıkacak diye cevap veriliyor, hoşuma gitmişti çizgiler, gidecek yerini bildikten sonra çizgileri takip ediyor, gitmek istediğin bölüm karşına çıkıyor.

Tuvaletteyim; kaseyi çıkıntıma uzattım, ıkınsan da, kıkınsan da, inat etti akmıyor meret. Doktora koştum; doktor inat etti akmıyor bu meret. Doktor “ Bir şişe su al iç, biraz dolaş tekrar dene dedi. Aynen dediği gibi yaptım lakin ha gayret, hadi bir damlacık olsun ver… yok inat etti ya bir kere. Zaman sonra tekrar doktora gittim, olmuyor doktor bey dedim. “Tahmin ettiğim gibi böbreklerinde ciddi bir sıkıntı var” dedi. Ardından “ Şimdi ne yapacağız” dedi. Ben de; Eline düştüm doktor bey, ne gerekiyorsa onu yap!!! “Sen şimdi teslim oluyorum diyorsun öyle mi”? Evet teslim oluyorum, ne gerekiyorsa yap.

Beni yanına aldı ve müşahede odasına yatırdı. “Ciddi bir hastalığın olsa bile seni hiçbir yere göndermeyeceğim. Bu gece buradasın, hatta, belkide daha fazla”
Bir zaman sonra doktor yanında bir hemşire ile, hortum gibi aletlerle geldi. Sana sondaj uygulayacağım vermesin bakalım o meret…
Sıkılyordum Lakin her şeye tamam diyordum. Doktor ve hemşire hortumu canımı acıtarak geçirince, bana inat eden meret faşırada şişeyi doldurdu yedek torbayı yanıbaşıma koyarak çekip gittiler.

Sabaha kadar dört şişe serum ve dört kez z kanımı aldılar. Yattığım yatakla birlikte beni makinadan makinaya soktular. Akçiğer ,karaciğer ne varsa işte…
Her tetkikin ardından doktor yanıma geliyor. İnşallah bir şey çıkmayacak, çok yüklenmişsin kendine, hırpalanmışsın, uzmanlar şu an mesaileri bittiği halde senin için buradalar onları da çığırdım. Filmlerin inceleniyor sıkma canını diye bana teselli veriyordu.
Hortumla, torbayla, hiçbir yana kıpırdamadan uyumuşum. Saat sabah 10 civarında doktorum tekrar geldi ve dedi ki; “Korkma hiç bir şeyin yok. Karaciğerin, akciğerin. Böbreğin sapa sağlam ve her şey sapa sağlam… Tıravma geçirmiş gibi bir halin var. Bol su içeceksin, Güneşte çalışmayacaksın”

Ben çalışmadan yapamam ki doktor bey, zorunluyum ben dedim ve vedalaşarak ayrıldık.
Hayatım da ilk kez, ciddi bir muayaneden geçtim, O da doğu dediğimiz, bel ki de horladığımız Şırnakta nasip oldu. Doktorum ise Adananın delikanlılarından sırtında 10 numaralı tişörtle hastadan hastaya koşan adam gibi bir adam. Kendisine gösterdiği gayret ve iyi niyetleri sonucu teşekkürlerimi sunuyorum.

Ekrem SAYGI
11.08.2017 Şırnak

Share:

İNSANLIK HALİ/ Ekrem SAYGI


















İnanın artık belli olmaz , nerde ne yapacağım
Kötülüklerin en büyüğünü taşır oldum sırtımda
Yola gelmez düşüncelerim, kaybolmuş çizgilerim neyleyim
Bir cazadır üstüme saldığım, çıkışı yoktur zihnimin...
Kopmuş bütün bağlarım, düşüncelerim ise darmadağın

Kemik hastalığım yoktur benim, yoktur beni susuturacak bir nesne
Bekleyin her şey bir anda olacak bel ki; belki de bir anda patlayacak
Güneşin kızılına sıkışıp kalmış bedenim, cayır cayır yanmakta
Mavilerim kaybolmuş benim, gerisi anlamsız bir hayat hikayesi
Bu toprağın karanlığında kalır gözlerim, topraktan çekerim nefesi

Öyle gün batımlarına karşı, oturmalı çay içemem ki ben
Kızgındır güneş Şırnak’ ın tepelerinde, kızgındır taşlar
Alnımdan akar kızgın terler, gözlerimi yakarak iner göğsüme
Islanır gömleğim, ıslanır bedenim, tuzlar oluşur üstümde
Hastalanır üşürürm titrerim, kuş gibi çırpınırım kendi kafesimde

Ekrem SAYGI
11.08.2017 Şırnak


Share:

7 Ağustos 2017 Pazartesi

EY İNSAN!!! /Ekrem SAYGI



Dürüstlüğün yok
Adaletsizliğin çok
Ahlakın yok
Sevgin yok
...
Saygın yok
Merhametin yok
Duygun yok
Şerefin yok
Vicdanın yok
Derinliğin yok
Asaletin yok
Dibin görünüyor
Çukur gibisin
Diyaloğun eksik
Paylaşımın yok
Hoş görün yok
Huzur vermezsin
Dostluğun yok
Vefan yok
İnceliğin yok
Nezaketin yok
Bütün kuralların içini boşaltmışsın
Neyine güveneyim ki ben senin

Ekrem SAYGI
07.08.2017 Ankara
Share:

6 Ağustos 2017 Pazar

VEDA/Ekrem SAYGI




Sizin bütün yollarınız yüreğinden geçerdi onun
Her üzüldüğünüz de acırdı sol yanında oluşan izler
İşte son adımlarınız, son tekmeyi vurdu incindi yüreği
Bir veda saldı sol yanından, olsun dedi kendine acınarak

Uzak diyarlardaki mezarına yürüdü, elini sallayarak

Yazık oldu, yazık ettiniz? Anlamadınız, anlayamadınız
Yüreği kanarken tebessümler salardı etrafına
Olmadı, beceremedi, bir türlü evcilleştiremedi sevdalarını
Gecikmiş bir akşam vakti, sükutun nabzını dinleyerek
Elleri düştü, kolları düştü, dermanı düştü, düştü yollara göz yaşını silerek

Dokundu anacığının göz yaşları yüreğine, kilim gibi dokundu
Sabır diledi büzülmüş dudağından, mırıldanarak dualar okundu
Çatladı taş gibi yüreği, bölündü ikiye, tam orta yerinden
Yarısını bıraktı, yarısını aldı, yürüdü, yolcu yolunda gerek
Yola düştü, gecikmiş bir akşam vakti, sükutun nabzını dinleyerek…

Düştü yollara, dilinde kahır, yüreğinde kahır, yürüdü ağır, ağır
Belki de dönüşü olmayan bir yol dedi, söylendi hep kahır, hep kahır
Geri sayımdadır yıllar, sona gelir ağır, ağır
Yürüdü, gitti, size en iyi dileklerini dileyerek
Yola düştü, gecikmiş bir akşam vakti, sükutun nabzını dinleyerek...

Ekrem SAYGI
07.08.2017 Ankara
Share:

2 Ağustos 2017 Çarşamba

BİR ACAYİP YOLCULUK/ Ekrem SAYGI


01.08.2017 saat 17.00 de İzmir Otogar’ ından 35 FN 391 Plakalı “METRO” firmasına ait yolcu otübüsü' ne İzmir’den Ordu’ya yolculuk yapmak üzere 31 nolu koltuğa oturarak yola çıktım. Önceleri bana normal gibi gözükse de, yolculuk ilerledikçe, il ve ilçelerden yolcular alındıkça yolculuğunda çehresi değişmeye başladı. Oturduğum koltuğun koltuk başı kırık, ön koltukta oturan vatandaşın koltuğu bir ileri bir geri gidip geliyor. Bayan olduğu için önceleri sesimi çıkarmasam da; bir zaman sonra; “Bacı koltuğu rahat bıraksan artık, ileri geri gitmekten yoruldu” “Abi benim suçum yok koltuk kırık kendiliğinden gidip geliyor” anlaşılan o ki; bu aracın sağlam yeri yok diye geçti içimden…
Bu yolculuk bana 30 yıl öncesini hatırlattı. O yıllarda araçlar yeni olsa da, yolların bozuk olması nedeniyle koltukların titremesi, tavan panellerinin titremesi ve yolcuların hal ve hareketlerinin her biri ayrı bir alemdi. O yıllarda bütün koltuklar dolduktan sonra “Arada gidersen gel derdi şoför” üç günden bayılırdı yolcu arada gitmeye boylu boyunca uzanır koridora ve öylece yolculuğunu bitirirdi. Koridorda kaç kişinin olduğu belli olmazdı, birde cabası valizler ve çuvallar…

İşte bu gece de aynı durum... Arada büyük insan olmasa da çocuklar valizler, çuvallar... İnip binerken zıplamaç oynuyor insanlar, ayrıca koridorda yürürken bastığınız yere çok dikkat etmelisiniz, neye basacağınız belli olmuyor...

İşte tam 30 sene önce yaptığım yolculukları hatırladım bu geceki yolculuğumda... Koridorda, valizler, çuvallar, koridora boylu boyunca uzanmış yatan bir çocuk, "İhtiyaçlar icadları beraberinde getirir" ya; Bebeğine koltuk arasına yatak yapmış ve sonra çocuğun yanına kıvrılıp yatan bir bayan…

Nereden aklına geldi ise ve adet yerini bulsun diye muavinin çay ve meşrubat dağıtması aklına geldi. Tam da sıra bize geldiğinde ve karşı koltukta oturan şapkası yarım yamuk ve öne eğik vatandaş; “ben çay içmiyorum gardaş, meyve yok mu bu arabada, ben meyve istiyorum” demesi, “burası manav dükkanı mı gardaş” diye muavinin cevap vermesi , yüksek sesle muhabbetler, herkes birbiri ile akraba olmuş vaziyette şen şakrak ve onlara göre renkli bir yolculuk... Arada bir daralsam da; mizahın iyileştirici gücünü kullanarak, gülmeye ve gülümsemeye çalışıyor ve yolculuğun başka bir boyutta tadını çıkarmaya çalışıyorum. Tam bir Anadolu insanları hiç bir şey umurlarında değil…

Muavinden meyve isteyen vatandaşın aracın yolcu aldığı bir esnada bir poşet dolusu armut alıp gelmesi beni şaşırttı. Adam tam karşımda oturuyor. Poşetin ağzını açıp, armutla dolu poşetin içinden kocaman bir armut çıkardı, elinin içerisinde biraz seviştirdikten sora, armut’ un yarsını ağzına götürmesi ve dişlerinin arasından hart diye seslerin çıkmasıyla, ağzımda bir sulanma peydah oldu, adam bana bakıyor ben adama, nasıl dayandım bu yolculuğa bilemiyorum lakin bu gece çok iyiydim her şey hoşuma gidiyordu. Kendimi anlayamıyorum. Armut' un iyisini ayılar yer derler ya, adam tam bir ayı… Ulan gözüne bakıyorum bir amut ikram et ulan ayı oğlu ayı dedim içimden. Adamın armut yemesinin ardı arkası kesilmiyordu. Hart, hurt sesleri yavaştan. yavaştan beni alırken; kendisine “Yavaş ye beyefendi boğazında kalacak” dediğimde aldığım cevap “kalmaz, kalmaz bende kocaman boğaz var” hay senin boğazına dedim içimden.

Arada bir yol arkadaşımla muhabbet ediyordum. Kendisi Balıkesir Tıp Fakültesi öğrencisi ve Ordulu. Bu arada gecenin bir yarısında uykulu gözlerle selfi midir nedir ondan yaptık işte...
Biraz sıkıcı da olsa son yıllarda yaptığım ve otuz yıl öncelerinden kalma renkli, özel bir yolculuk oldu. Anadolu insanı zaptolmuyor işte, memleketinde nasıl yaşıyorsa gittiği, gezdiği, dolaştığı yerlere de aynını götürüyor ve aynını özgürce yaşıyor. Umurunda mı başkalarının rahatsız olması… Onlar kafalarına neyi koymuşlarsa yaparlar… hizmet varmış yokmuş onlar için önemli değil, herkes hizmetini kendisi yapıyor…

Ünye'de araçtan inerken iki kaptan şoför ve muavinine şöyle dedim “Arkadaşlar!!! Bur acın kaptanlarıyla ve bütün çalışanlarıyla birlikte iyi bir tamire ihtiyacı var” dediğimde Kaptan koltuğunda oturan şoför “ Bende mi” “ tabi ki dedim” hatta beni de götürebilirsiniz dedim ve gülerek ayrıldık…

Eğer İzmir'den Karadeniz'e yolculuk yapacak olursanız yukarıda belirtilen plaka numarasını biletinizi almadan önce aracınız ve kaptanlarınız tamir edildi mi diye sorun ve ona göre biletinizi alınız.

Ekrem SAYGI
02.08.2017 İzmir- Karadeniz yolunda.

Share:

31 Temmuz 2017 Pazartesi

KAFA KARIŞIKLIĞI (MEKTUP) / Ekrem SAYGI

ÇOK SEVDİĞİM ASKER ARKADAŞIMDAN MESINCIR YOLUYLA CEVAPLAMAM GEREKEN BİR YAZI ALDIM. ACİZANE BİRŞEYLER KARALAMAYA ÇALIŞTIM. DİN ALİMİ DEĞİLİM. OLMAKTA İSTEMEM, ÇÜNKÜ EN BÜYÜK HATALARI ONLARDA BULUYORUM.

EĞER BİR YERDE BİR HATA VE YA YANLIŞ BİR CÜMLE YAZDI İSEM LÜTFEN BENİ BİLGİLENDİRİNİZ ... Selamlarımı gönderiyorum...
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

İŞTE ARKADAŞIMIN BANA GÖNDERDİĞİ YAZI
"Selam Ben Sizi Yaratan....
Simdi Pakistanda bir kiz cocugu yaratiyorum.8 yasinda babasi tarafindan islami usullere gore evlendirilecek.Sonra bunalima girip intehar edicek bende onu Cehennemde yakicam.
Somalide bir erkek cocuk yaratmistim 12 yil evvel. Nerede yigecek varsa hep uzagina koyuyorum.Acliktan geberdi geberecek.
Turkiyede bir kiz cocuguna 5 erkege tecavuz ettirdim.Babasi bilse kesicek.Utancindan kimseye soyliyemiyor..Onunda kaderini ben yazdim...Isyan ettigi icin onuda Cehennemde yakicam...
Venezuellada bir cocugu iki basli yarattim sirf geyik olsun diye..Burda cebraille cok guluyoruz...
Hindistan da bir babayi evdeki 8 cocuguna ekmek gotururken kaza yaptirdim öldü.8 cocuk göt gibi ortada kaldi..Onunda kaderini ben yazdim...
Israilde bir yahudi oglani musluman bir kiza asik ettim.Kizin babasi duyunca kizi kursunladi..
Onuda cehennemde yakmayi planliyorum...
Dunyaya getirdigim milyonlarca bebek kanser.Yakinda olucekler..Onlarinda kaderini ben yazdim...
Tecavuze uğrayan kadinlari tasliyarak olduriyolar..O kadinlarin hepsini cehenemde yakicam...
Ekrem inancdizligimdan değil sorgulamaları sonucu bunlar beni düşündürüyor.
Bu konuda senin bilgi ve fikirlerini almak istedim.
Bu yazıyı o nedenle sana gönderdim kardeşim".

YUKARIDAKİ YAZIYA ACİZANE CEVABIMDIR
Kardeşim Murat!!! Bilirim ki çok rahatsızsın… Adaletsizliklerden, ahlaksızlıklardan, dinde varmış gibi koyulan kurallardan, mazlum ölümlerden, dünyanın gidişatından vs. vs.

Kardeşim Murat!!! Bana sual ediyorsun… Kardeşim bunlar neden böyle diye…? Rahatsızlığını, onlar adına çektiğin; derinden acıları paylaşıyorsun. Bu senin; Dini, dünya ile ilişkilendirdiğinde çektiğin acılar seni sorgulamaya yönlendiriyor. Bu sorgulamalar ise biz aciz insanları inacın dışına atabiliyor. Bu nedenle çok dikkatli olmaklazım diye düşünüyorum. Ben biliyorum ki, yüreğin inancının gülleri ile doulup taşıyor… Sadece vicdanını dinle ve oradan cevap ver olup bitenlere… kalıpsal ve güç olarak hiçbir kötülüğün önüne geçme şanşımız yoktur. Bütün gördüğümüz kötülüklere aşağıda da belirttiğin gibi; kalben ve vicdanen buğuz etmektir en büyük gücümüz…

Kardeşim bir din alimi değilim ve olmakta istemem…

Bir düşün ; Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) ümmi idi ve Yüce Mevla onu; Bütün Alemlere Rahmet ve bütün insanlığa son peygamber olarak seçti ve son dinin adını da “İSLAM” tabi olanlara da “MÜSLÜMAN” denildi. Bizler O Peygamberin ümmeti İslam ile müşerref olmuş birer Müslüman' ız. “İSLAM” kelime anlamıyla teslim olmak anlamına gelse de, kalıpsal olarak teslimiyetimizi bu günkü sistemlerin vicdansızlığına bağlayarak yerine getiremesek de; ruhen ve vicdanen teslimiyetimiz sonsuzdur bilirim. Bu gün; Toplumlardaki acılara ve adaletsizliklere ve ahlaksızlıklara isyanımız bundandır.

Kardeşim Murat!!! Gerçek İslam’ı arıyorsan ki; belli dir arıyorsun… Peygambere dön ve onun hayatını, yaşamını adaletini, inceliğini, nezaketini incele… İşte o zaman bu günkü sistemlerin koyduğu bütün kuralların boşa çıktığını göreceksin. İslam Sosyal Adalet demektir, İslamda acı yoktur, İslamda mazlum yoktur eğer varsa ki; mazlumun yanında olmak vardır…

İslam öyle bir din ki!!! Ve İslam Peygamberi öyle bir peygamber ki; adaletinden en küçük bir taviz vermemiş ve Kur’ anın hükümlerine hareket etmiş büyük bir devrimci… Büyük bir önder... Düşün... en küçük amcası Hz. Hamza’yı Uhud Saşında şehit eden Vahşinin İslam'ı kabul etmesi ve sonra pişman olup İslam’ı seçmesi ve o Büyük Peygamberin onu affetmesini düşün. O yüce Peygamber' in amcasının şehit edilmesi gözünün önüne geldiğinde ağladığını düşün.

Kardeşim Murat!!! Aklımızı sorgularla dolduracağımız bir “İSLAM” yoktur. İslam Rahmet ve merhamet dinidir. Bu gün dünya da, gerçek İslam’ la yönetilen bir ülke de yoktur. Sonradan koyulmuş kurallara ve İslam adına kabul görmesi için zorlanan gaddarlıklar ve vahşetler vardır. Bütün bunlar bizim aklımızı kurcalar ve sorgularız. Sorguladıkça ve bu günkü yanlışları gördükçe çamberin dışına atarız kendimizi…

Allah insanlara sınırsız bir özgürlük ve irade yeteneği vermiştir. İşte bu özgürlüğümüzü ve irademizi nasıl ve ne şekilde kullanacağımız ise bizlere bağlıdır…

Kardeşim Murat!!! Huzur… Hayatın büyüsü olsa gerek ve varlığımızın teminatı, ruhumuzun aydınlanması, gecenin güneşi, sevginin, saygının, adaletin duyumsanması, doyamadığımız ve soluduğumuz düşler, arzuladığımız herşey, Kavuşmasak bile hayalini kurduğumuz o ışıklı yol “İSLAM”ın içersinde mevcuttur…

Kardeşim Murat!!! Zamanın ve mekanın göreceliği bizleri aldatmasın, bizleri yanlış düşüncelere sevk etmesin. Bu günkü gördüğümüz izafi durumlar, İslam adına işlenen cinayetler bizi yanıltmasın. Bu nisbetle sorgulayacağımız tek şey sistemlerdir. Mücadelemiz bu olmalı…

Kardeşim Murat!!! Hayal gücümüz sayesinde bütün zorlukların üstesinden gelebiliriz. Dünyaya baktıkçe uzaklaşırız kendimizden ve uzaklaştıkça kendimizden sorgular başlar ve yalnızlık katsayılarımız arttıkça artar… Şüphelerimizi bu günkü varlık almeinde meydana gelen olumsuzluklarla kıyaslamaya kalkarsak büyük bir inkarın içersine saplanmış oluruz. Bütün bu olan bitenler bizi farkındalık düzeyine erişmemize engel olur… Mutsuz birliktelikler, göstermelik sevinç dalgaları, ölümler vahşetler bizi insanlığımızdan uzaklaştırmasın… Bize bu gün dikta ettirilmeye çelışılan din!!! Susmak, kabullenmek ve cenneti beklemek… böyle bir din yoktur kardeşim.

Kardeşim Murat!!! Bana anlam yüklemen ve yukarıdaki yazı ile ilgili benden bir cevap beklemen gerçekten beni korkuttu. Bilgi, duygu, anlam ve mantığın, sevginin ve saygının yok edildiği bu varlık alemin de bizim sarılacağımız yegane olgu koşulsuz inanç , sevgi ve saygı olmalıdır…

Kardeşim!!! Din alimi değilim… olmakta istemem… Çünkü Allahın bize verdiği akıl ve tabi olmamız için Peygamber, inanmamız ve iman etmemiz için bir kitap gönderilmiştir. Bundan gayrısı yalandır. Dünyada olup bitenler bizi inanç konusunda şekillendirmez inşa Allah. Biliyorum ki sevginin gücü galip gelecektir. Mevla insanlığı sevgisinden yaratmıştır.

Kardeşim!!! Bütün bu yazdıklarımı sana cevap olsun diye yazmadım. Bu arada kendimi de sorguladım. (Ben zamanın neresindeyim ve nereye gidiyorum) Eğer yazdıklarımdan size doğru bir parça ışık gönderebildi isem ne mutlu bana. Sevgi ve selamlarımı sunuyorum.

Ekrem SAYGI
31.07.2017

Share:

30 Temmuz 2017 Pazar

BİR TUHAF ÖĞRETMEN'E/ Ekrem SAYGI




Hey!!! öğretmen; Selamlar olsun.
Dinle bak diyeceklerim var!!!

Gün gelecek belkide
Gümüşlü kılarnet çalacaksın
Koşacaksın, coşacaksın
Ve keyfini çıkaracaksın...
Bu izbelerde yaşamın

Gün gelecek belkide
Kuşlar çökecek etrafına
Seni izleyecek
Seni dinleyecek
Sana eşlik edecek
Sevileceksin, sevineceksin

Gün gelecek belkide
Dibinde durduğun ağaç
Kızacak sana
Gölgesini kıskanacak
Yapraklarını dökecek üstünden
Açıkta kalacaksın

Gün gelecek belkide
Çıkacaksın izbelerden
Yorulacaksın
Saçın başın ağaracak
Bardağın dolup taşacak
Sınırları aşacaksın

Gün gelecek belkide
Ölümlerden evvel
Düşünürken kendini
Arzuların tükenecek
Üstüne çökecek bütün şehirler
Ve kaçacaksın...

Ekrem SAYGI
31.07.2017

Share:

ÇOBAN YILDIZI/ Ekrem SAYGI



Çoban kavalın çalar, inler nağmaler.
Koyunlar kuzular, suya inerler
Seslere ses veririm, dizilir cümleler
O inler ben söylerim, inceden ...inceden

Kement atar toprak, kendine çeker
Böyle anlarda yüreğe, hasretlik çöker
Kolay değildir bu sızı, ölümden beter
İniler dururuz, derinden... derinden

Böyle zamanlarda başlar, benim sarhoşluğum
İçtiğim şarap değil, bilin ki nahoşluğum
Yaarim vardır benim, üstüne düştüğüm
Şimdi uzaktan bakar, serinden... serinden

Ekrem SAYGI
30.07.2017
Share:

KONULAR

Ekrem Saygı Şiirleri (99) Ekrem Saygı Yazıları (56) Ekrem Saygı Resimleri (8) Bekir Akkaya Yazıları (5) Alıntı (4) Ekrem SAYGI- Alıntı (2) Acıyı Tekrar Yaşatma (1) Ademden Kalma Yük- Şiir (1) Ankara Günlüğü (1) Artvin'e Selam - Şiir (1) Arızalı Cümleler- Şiir (1) Ayakla Vesikalık Fotoğraf (1) Ayaklarımızla Birlikte Büyüdük (1) Aynadaki Ben - Şiir (1) Baba Kokusu (1) Bekir Akkaya Şiirleri (1) Ben Hala Dünde Yaşıyorum- Şiir (1) Beş Yıl Sonra (1) Bir Saraydır Ordu (1) Bir Yol Muhabbeti (1) Bunaldım (1) Can Kumru - Şiir (1) Celile Saygı Hakka Yürüdü (1) Coşkusal Veba (1) Deli Saçması- Şiir (1) Devri Alem-Şiir (1) Drama Köprüsü (1) Dua (1) Döneceğim- Şiir (1) Düş (1) Empati (1) Erene - Şiir (1) Eve Hırsız Girdi (1) Gezgin - Şiir (1) Gitmelisin- Şiir (1) Gördün mü? A... (1) Göçük-Şiir (1) Gülten -Şiir (1) Gülşah'a - Şiir (1) Gün Katillerin - Şiir (1) Güne İyi Başla (1) Haçhiko -Şiir (1) Hercai-Şiir (1) Hergele - Şiir (1) Hoş Geldin Dostum - Şiir (1) Hükümranların Günü de Solar - Şiir (1) KENDİME TAVSİYEM (1) KONJONKTÜR KÖPEKLERİ (1) Kadınlar Günü (1) Kadının Adı Yok- Şiir (1) Kalbim Sizinledir (1) Kola Gerçeği (1) Kumru'da Eğitim (1) Küşnefak Kayası- Şiir (1) Kıral Çıplak (1) Kırk Altı (1) Mizah (1) Muhabbet Olsun (1) Mülteci - Şiir (1) Ne Değişti (1) Pilla Böcü- Fotoğraf (1) Sekiz Mart - Şiir (1) Stay Home- Mehmet Beşeri- Alıntı (1) Sürgünüz - Şiir (1) Sır- Şiir (1) Sıradan Sözler -Şiir (1) Tekmili Birden-Şiir (1) Tuzak -Şiir (1) Umut (1) Yanlışlık (1) Yaylama (1) Yer (1) Yerimiz Dar Değil (1) Yeryüzünün Göz Yaşları (1) Yol Ortasında Yürüyorum (1) Yüz Bir Nolu Oda-Şiir (1) Zaman - Şiir (1) Zaman-Şiir (1) nde mi Değirmen-Şiir (1) Çağrı - Şiir (1) Çığlık -Şiir (1) İki Binli Yıllar Fotoğraflarda Kaldı (1) İki Dost (1) İki Fotoğraf Karesi-Şiir (1) İşte Ben (1) Şadırvan (1)

ÇOK OKUNAN 10 YAZI

SON YEDİ GÜNDE EN ÇOK OKUNAN ON YAZI

EN SON BEŞ YAZI

Pages

Blog Archive

Bekir Akkaya Şiirleri

Öne Çıkan Yayın

ULAN ZAMPARA

Kanın pazara çıksa etmez on para Aklın fikrin uçkurunda olmuşsun zampara Ruhunu parlatmaz asla  zımpara Böyle muhabbetlerden mana...

ZİYARETÇİ SAYISI

Breaking News

Beauty

Contact Us

Ad

E-posta *

Mesaj *

Followers

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Support