18 Ekim 2017 Çarşamba

“YAZILMIŞ OLANLARIN İÇİNDE YAŞAMAK, YAZMAK KADAR ÖNEMLİDİR” düşüncesiyle yazıyorum…/Ekrem SAYGI


Her bir insan gibi ben de bir bireyim ve bu zaman diliminde her bir insan gibi yaşamak ve günlük ihtiyaçlarımı ve nafakamı kazanmak için mücadele veriyorum. Alt veya üst tabaka diye nitelendirilen bütün insanların içersindeyim ve bu insanları kendimce gözlemlemeye çalışırken aralarında hiç bir farkın olmadığı ortaya çıkıyor. Alt katta oturanlar üs kattakilere, kendilerini satılığa çıkartırken, üst kattakilerde daha üst kattakiler adına kendilerini satılığa çıkartıyorlar.
Ön belleklerimize yerleştirdiğimiz bu dünyayı; düşünsel olarak değilde, görsel olarak algıladığımız için bir daire içersinde ve bu döngüsel hayatın içersinde yaşamlarımızın sonuna kadar devinip duruyoruz. İnsanın en büyük yaratıcısı kendisidir ve buna bağlı olarak, kişiliğidir düşüncesiyle, yaşam boyu kişiliğimizi geliştirmekle aldatılıyor ve toplum olarak hiçbir gelişme kaydetmeden yaşamlarımızı  sonlandırıyoruz. Doğallık, erdem ve anlam kişisel gelişimlerin gerisinde kalıyor.
Toplumlar insanlar tarfından yazılıp kurallaştırılan ve kanunlaştırılan ideolijiler tarfından kalıba sokularak yönlendiriliyor. Aslında neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu herkes biliyor. Lakin düşüncelerimiz metamorfizm’e ve gözlerimiz nesnelere bağlı kaldığı için, asıl görmek ve yaşamak istenilenler, asıl ve gerçek düşüncelerin gerisinde kalıyor. Düşüncelerimiz, bize ön görüleni büyük bir hazla kabullendiğinden ve öngörüleni kalıpsal olarak benimsediğinden görsel olarak bize sunulanların ve öngörülenlerin dışına çıkamıyoruz. Kendi anlamsal varoluşumuzu unutarak, kişisel gelişimlerimiz  adına maddesel görünümlerin peşinde koşuyoruz. Ayrıca kitaplıklarımız kişisel gelişim adına yazılan kitaplarla dolu. Asıl okunması gerekenler ise tozlu raflar arasında alıcılarını ve okuyucularını bekleyip duruyor.  
Artık bütün gerçekler şeffaf camların arkasından yansıyor(!)  kitapların sayfalarını bile parmak uçlarımızla dokunmatik olarak aktarıyoruz. Kitapların mikrobik kokuları(!) unutuldu ve artık şeffaf camlardan yansıyan virüslerle yaşıyoruz. Nedir bu camlardan bize yansıyanlar!!! şiddet, terör, ölüm, zulüm, arkasından eğlence ve kahkaha… Şiddet insanın zihinsel evreninde açtığı delik aracılığı ile ekranın boşluğundan yayılıyor. Medya ise her zaman terörist şiddetin ön saflarında yer almaktadır. Ekranlarda ve gazete sayfalarında aranılan ve beklenti halinde olunan hangi türden olursa olsun şiddet ve terördür. Şiddet ve terörden haz duyan bir toplum haline geldik. Batıda bir bomba patlatılıyor onlarca insan ölüyor, Doğu toplumları bundan haz duyarak daha büyük olsaydı, az olmuş düşüncesiyle sevinç gösterileri sunuyor,  Doğuda ve Orta Doğuda bombalar patlatılıyor yüzlerce insan ölüyor, Batı toplumları aynı ve iğrenç bir şekilde haz duyuyor. Bütün toplumlar karşıt oldukları toplumlar adına beyinlerinin alt köşelerinde oluşturdukları terörizm düşüncesiyle yaşıyor.
Mukadderat kazanın tersidir. Kaza sistemlerin kenarındadır. Dişliler aşınmaya başladığında sistemler ve ideolojiler aşırı derecede şişmanlamaya başladığında kazalar yakındır demektir. Bu mukadderat ve yazgı değildir. Hatta devletler birbirlerine saldıramadıkları anda, bir karşıt ve düşman oluşturma adına sistemlerini sürdürme adına terör süsü vererek kendi halklarına dahi kıyabiliyorlar.   Bin yıllar boyunca, din, ülke çıkarları ve aç gözlülükle milyonlarca insan katledilmedi mi…? Bir çok toplumlar yeryüzünden silinip gitmedi mi…? Bu ne yazgı ne de mukadderattır. Bu aç gözlülerin ve çıkarcıların işledikleri vahşet ve cinayetlerdir…?
Makinelere sanal denmesi boşuna değildir. Bunlar düşünce eyleminin sürekli ertelenmesine sebep olur. Bilgisayarları ve geniş ekran telefonları karşısında kımıldamadan duran sanal insan bu ekranlar aracılığı ile sevişir ve düşünce özürlüsü haline gelir ve böylece varlık gerçeğine makineler tarafından el konulur. Dünyayı kendi varoluş gözüyle değil de makinelerin verdiği ön görülerle görür. O artık sanal bir işlemci haline gelir. Video, televizyon, bilgisayar, cep telefonları kontak lensler ve kalp pilleri gibi bedenin genetik bir parçasıymış gibi entegre olmuş protezler gibidir. Bütün bunlar kişinin olmazsa olmazları haline gelir.     
“Gerçek; görünenin ötesinde algılanmalıdır. Somut olanı herkes görür ve gerçek anlamda görmek, doyumsanandır”
“Yazılmış olanların içinde yaşamak, yazmak kadar önemlidir”
“Eyleme geçmesini bilenler için, her sabah yeni bir başlangıçtır” /es. 19.10.2017

Share:

28 Eylül 2017 Perşembe

23 Eylül 2017 Cumartesi

İSANLAR BİRBİRLERİNİN KIYMETİNİ YAKILARINDA OLDUĞU ZAMAN ANLAYAMAZLAR/EkremSAYGI


Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, oturan insanlar, masa ve iç mekanGörüntünün olası içeriği: 3 kişi, oturan insanlar ve masa

Önce Susurlukta bir araya geldik Mehmetle, sonra Geliboluda... aradılar buldular beni sağ olsunlar... Bir bardak çayda olsa içmeden geçmeyeceğim dedi ve dediğini yaptı. Hepsine de selamlar olsun.

Arkadaşım köylümdür. Adı; Mehmet... kendi gibi “AĞIR”dır soyadı. Aynı okulda okuduk, aynı sıralarda oturduk. Yedi yıl… tam yedi yıl. Şimdi düşünüyorumda; bu ne büyük sabır. Yağmur, kar kış yollar çamur. Ayaklar çamur, eller çamur, paçalar çamur. Delerdik alaca karanlığı ve düşerdik yollara. Kamçılardık zamanı koşar adım yürürdük. Zemberekleri sıkışırdı saatlerimizin. O, hep erken girerdi sınıfa; bense hep geç kalırdım. Çeşme başları, ayak temizliği, paça temizliği, hele de o ıspanyol paça pantolonlar yok mu tamı tamına otuz dört paça aşağısı olmaz, savrulması gerekirdi rüzgarda. Lakin savruldukça pisletirdi biri, diğerini. Az gelirdi çeşmelerin suyu bize. İşlerdi köyden getirdiğimiz çamurlar; paçalarımızı en derinliklerine. İşte bu yüzden ben hep geç kalırdım sınıfa…

Yağmur, çamur demeden tam yedi yıl direndik. Direndikçe bilendik. Seneler geçti okul bitti. O gitti, ben gittim, seksenli yıllar ver elini Datça. Baba Ahmet, oğul Mehmet ve ben ve daha niceleri inşaatlara ilendik. Yağ yeşili deniz, tuzlu mu, tuzlu, yüzme bilmediğimizden; kıyılarında yüzdük, yüzdük dilendik.

Bıkmadı Mehmet… Yılmadı, yıldırmadı... Düştü kalktı, düştü kalktı, kalktı ve yürü ya kul dedi Allah yürüdü… soyadını koydu, ağırlığını koydu zamana. Çalıştığı şirketlere inat, kendi şirketini kurdu.
Yolun açık olsun Mehmet yürü, yolun açık olsu, bahtı açık olsun… Kim tutabilir ki seni…
Bu Fotoğraftakiler: Kardeşim Abdullah; Ankara İmama Hatip Lisesi mezunu. Hem okudu hem de çalıştı onbeş yıl geçirdi Ankara da “STFA” sonra ayrıldı. Düştü beton peşine tam on yıl Bursa Beton’da, işinin peşinde, aracı altında elinde ajanda , fatura ve irsaliye peşinde… Bıkmış olacak ki, yakında emekli gün saymakta.

Adı; Nevzat, en küçüğümüz. Çok konuşmaz, lakin candandır. Candan söyler, candan konuşur. Atlardır dünyası, o da işinin peşinde. Sordum bir keresinde, kaç yıl oldu dedim “Onbeş yıl” dedi. Sordum anlar mısın atları dilinden… “İnsanların dilinden anlamam ama, bu atların hem dilinden hem de gözlerinden anlarım. Gözlerimizle konuşuruz biz. Hissederiz ve anlarız birbirimizi”

Biri daha var ki eniştemdir. Mustafa AYRI, yani kız kardeşimin kocası. Baba Mustafa derim ben ona. Baba gibidir maşallah. Kara gözlüklerini taksın yeter. Karın biraz dışarıda, göğüs içerde ve satmış dünyanın anasını gidiyor. O da Sütaşt’a, emekliliğini bekliyor.

Ben mi? Beni mi soruyorsunuz? Ben iki arada bir derdeyim… /es. 22.09.2017
Share:

SANCILI BİR GECE/Ekrem SAYGI





Tam on gün oldu ve on gece
Ve bu gece son gece...
Bir ben varım, bu gece bir de gökyüzü
Yıldızlar hepsi birden; üç boyutlu gelir
Gelir hep,üstüme, üstüme

Galiba hastayım ben, sıtma tutmuş her yanım
Harlanmış ateşe; düşmüş gibi yanarım
Kurşun gibi saplanır, yüreğime sancılar
Sol yanımdan vurur... vurur göğsüme, göğsüme
Terliyorum... ayaza çalsa da gece
Buz tutar ellerim, tuz tutar omuzlarım
Sanki denizler taşmış
Bahtsız bu başın... üstüne, üstüne
Gitti yaz... geldi güz ayları...
Kışta yakındır ey vah, ey vah
Bahara erişir mi bilmem... gülüm çiçek açar mı?
Şu yaralı gönlümün... üstüne, üstüne
Suskum... eriyik bu gece, akar, dolar içime
Taşarım... ha bire ha bire taşarım
Çiğ düşmüş... yorgun... ağırlaşmış dallarım
Kollarım sarkar... kara toprak üstüne
Aklarla, karalarla,günahlarla, sevaplarla yaşadım
Hiç birşey anlamadan ve anlaşılmadan
Atladım geçtim dünün... üstüne, üstüne
Koparır yüreğimi göğsümden... bu gece
Atan nabzımın sükutunu dinlerim...
Bir el uzanır... çeker elimi, batar dikeni
Acıtan sesler dolar... içime, içime
Biri ölür içimde düşer torağa... ve güller ekerim
Mezarının üstüne, üstüne... /es. 23.09.2017 Gelibolu
Share:

YAŞANABİLİR BİR DÜNYA İÇİN/Ekrem SAYGI




Yürüyün çocuklar!!! yürüyün..
Daha yolun başındasınız
Gözlerinizi açın ve öylece yürüyün
Gün dizin, yol sizin, yarınlar sizin
İzin vermeyiniz yok olmasına, geleceğinizin
Akbabalar bekleyecek sizi ve leş kargaları
Kuytu köşelerinde geçtiğiniz yolların
Dikkat edin, bakın, görün, sonra yürüyün
Ve yürürken; aldatmasın sizi kalabalıklar
Ağır olun, koyun ağırlığınızı
Sağlam atın adımlarınızı
Balçık olmasın bastığınız yerler
Ağırlığınıza dayansın toprak
Dayanın...
Yok etmesin sizi
Kalabalıklar arasında dolaşan akbabalar
Yürüyün çocuklar yürüyün
Ve yürürken göreceksiniz ki
Kalpsiz, ruhsuz, hissiz ve acımasız
Yavaş yavaş yok olduğunu ve...
Sayıca azaldığını göreceksiniz insanlığın
Çocuklar!!! Ah bu kalabalıklar...
Kalabalıklar arasında akbabalar
Kırdırıyorlar birbirlerine insan neslini
İşleri bitinceye kadar kollayacaklar sizi
Sağ gösterip soldan vuracaklar
Sol gösterip sağdan vuracaklar
Ve işleri bitince; kaldırıp atacaklar.../es. 19.09.2017
Share:

OYDU... O ÇOCUKTU.../Ekrem SAYGI


Oydu... o çocuktu gemi azıya alan
Özengi vuran... uydu
Oydu, uluçayır önlerinde aygırları koşturan
Parmak uçlarıyla dereler çizen... oydu
Oydu durgun suları akıtan
Ve atlayıp üstünden ötelere geçen... oydu
Oydu dere tepe dümdüz aşan
Bulutların sürüklediği gölgeleri tutan ...oydu
Oydu... dalgalanan otlar arasında yüzen
Atlayan,zıplayan,yatıp yuvarlanan... oydu
Oydu... gözlerinden ışıklar saçan
Ve sevinçle koşan... oydu
Oydu... kuzuları meleştiren tuzla önlerinde
Tuzu suya karıştıran... oydu
Oydu... o çocuktu...
O çocuk...
Kuruttu maviyi ve başakları
Gönlünü verdi
Gerdanlıklar dizdi astı duvarına
Harman oldu... döndü döven üstünde
Param paraça yüreği...
Ezdi, ezildi, rüzgara verdi tozu dumanı
Karıştı birbirine, sapla samanı
Tanelerini öğüttü... ölümün değirmeninde...
Tozunu toza gömdü... yeşilini toprağa...
Nice mezarlar gördü
Nice bedenler gömdü
Yoksul mucizeler düşledi... kırılgan, alıngan
Aceleye getirdi, gökyüzüne yazıldı kaderi
Göğe merdiven dayadı, basamak, bsamak
Geçti, atladı üstünden zamanın
Haykırdı, bağırdı, çağırdı,söylendi, sövdü
Söndü güneş’i... ay’ı geceye kaldı...
Omuz omuza durdu
Farkında olmadı yanıldığının...
Şimdi bir hiç oldu
Yörüngesinde zamanın... /es.
Share:

SANA KALAN/Ekrem SAYGI


Anlaşılmaz yaşarken
yavaş yavaş ölürsün..
Verirken son nefesini
toplanır başına dost bildiklerin
ve hiç görmediklerin...
Zevk ve sefa sürsen de hayatta
kuş tüyünde yatsan da rahat
bal kaymak yesen de tatlı
soğan ekmek yesen de acı
bütün organlarını değiştirsen de çare diye
yine de öleceksin...
Acısı da tatlısı da dünde kalacak yaşamın
Suyun eksilecek ve...
son damlası sıkılacak dudaklarının arasından...
Son görüşün olacak başında duran insanlar ve..
Son kez bakacaklar sana..
Bir el tutacak elinden, elini tutacaksın sıkıca
nabzını ölçecek bir insan
ve son kez bakacaksın fersiz ve çaresiz
bir ah çekeceksin derinden
son iniltin son sesin olacak
ve Azrail dokunacak
bütün engeller kalkacak
kalkacak üzerinden...
Nereden bileceksin ki sen
her şey bitti ve öldün sen
hani sen hep ölçüp bicmiştin ya zamanı
kırıp geçirmiştin ya hayatı
uyanık oğlu uyanıktın ya sen; yaşarken
şimdi senin ölçünü alacak belki
ölçüsünü aldığın bir insan
elinde orjinal bir makas
kalitelisinden kaput bezi
kefenini biçecek
ve neler söyleyecek kim bilir
seni sararken...
Önce başın bağlanacak, birleşecek dudakların
birbirine bağlanacak ayak parmakların
dik duruş yok artık öyle eskisi gibi
yatay duruş
işte asil bir esas duruş
ve ardından teslim oluş...
Helvaların kavrulacak onuruna
güzel kavurulursa helvan
memnuniyet misafirden kalacak yakınlarına
çok kazanmıştın sen çok ahlar almıştın
işte şimdi kaybettin
ve sadece sana kalan
iki metre beze saracaklar seni
Koyacaklar bir tabut’ a
dört koldan tutacaklar
götürecekler ve gömecekler
seni orada bırakıp dönecekler
sonra döğüşecekler
bölüşecekler mallarını
Bütün mirasçılar.../es 21.09.2017
Share:

ÇOCUK /Ekrem SAYGI



Ne düşünürsün
neden öyle bakarsın çocuk
hadi kalk ayağa da yaşa, şahlan
sık yumruklarını, kaldır yukarıya
mesela; Ağrı dağına çık düşünde
bir selam çak en yüksekten
Kandile yürü, ateşle fiittilini
aydınlat bütn dağları
dışarı çıksın çakallar
çıksın inlerinden...
Ne düşürsün çocuk
hadi kalk ayağa
hiç bir şey bilmezsen eğer
kumdan kaleler yap
koru , kolla vatan'ı
Düşünme...düşür tahtından
alçak ve hain olanı...
Ne düşünürsün çocuk
hadi kalk ayağa
Mesela; kağıttan gemiler yap
koy kızağa, kaydır, indir
Zincir vur haliç' e
ve tayfası sen olduğun
ve sahibi olduğun
yüzdür gemilerini
kendi denizinde.../es 20.09.2017
Share:

İNSANDAN SAYILMAYAN APTAL KULLARDAN, İNSAN OLAN AKILLILARA/Ekrem SAYGI

Öyle söylemeyin beyim... Elbette bitecek bu iş
Biz işçiyiz ve sizin için varız ve sizin için yaratılmışız
Çalışmanın dogma’ sı damgalanmış bizim sırtımıza
Biz ki; insanlığın dostuyuz, hep çalışırız, insanlık için üretiriz
Siz bize bir verirken; döneriz biz size, on veririz
Dokuzu borçtur aldığımızın... hep çalışırız, hep öderiz
Biz ki; şehirler kurarız, gökdelenler dikeriz, rahat yaşayasınız diye
AVM ler yaparız çok satasınız diye, bizim gibileri satın alasınız diye
Siz hiç tasalanmayın...
Gecenin gündüzü takip ettiği gibi, ruhumuzla, bedenimizle buradayız biz
Biz çalışırız... elbette acele bitecek bu iş... öyle kötü kötü söylemeyin
Biz işçiyiz beyim... biz insanlığın dostuyuz
Siz bizim boş ve yanlış sözlerimize kulak asmayın
Biz, bir deri bir kemik kalsak da
Kısık seslerimizle acı acı konuşsak da
Öfkeli öfkeli esse de, iliklerimize kadar işlese de rüzgar
Darbesi vurulsa da yorgun bedenimize gecelerin
Ve biz; Teslim olmuşsak size, düşmüşsek hayatın tuzağına
Biz sizin iştahınızı gidermek zorundayız beyim...
ve sizin; çok kazanmanız için, çalışmak zorundayız
Siz hiç tasalanmayın beyim...
Biz kendi feryatlarımıza sağırlaşmış birer aptallar topluluğuyuz...
yani ucuz işçiyiz
Biz; bize sunulan refah yalanlarına inanan aptallar grubuyuz...
yani ucuz işçiyiz
Biz bize refah diye sunulan sefaletin bekçileriyiz...
yani ucuz işçiyiz
İsyanımız yoktur ve kavgamız olmaz vereceğiniz ücrete
Çok çalışırız, hem de çok... Korku bizi sessiz ve barışçıl kılar
Severiz, sayarız bizler sizi...
Siz hayır severler siniz.., biz ise hayıra davet edilenler
Biz gece gündüz çalışırız... dualar ederiz sizler için, bize iş verdiğiniz için
Biz çok çalışırız beyim...
Hemde çok şükrederiz...
Cennet ehliymişiz biz... öyle söyler vazörler ve şöyle derler
“Çalışın ey insanlar!!! Çok çalışın, çok kazanın.
Alnınızın teriyle helalinden kazanın ve oturun halinize şükredin.
Size verilen ücretlerle size verilen nimetlerden yararlanın.
Sıkıntıya düştüğünüzde ise oturun ve halinize şükredin...”
Siz tasalanmayın beyim, biz az alırız çok çalışırız... çok şükrederiz...
Biz sıkıntılar içerisinde yaşasak da, biliriz biz!!!
Bu dünyada sıkıntı çekenlerin öbür dünya da çekmeyeceğini
Öyle söylediler bize, öyle öğrettiler
Cennette akan ırmaklar bizim içinmiş
Saraylar köşkler bizim içinmiş
Huriler gılmanlar bizim içinmiş
Bizler bu dünyanın yokluğunu, öbür dünyada yaşayacakmışız
İşte bizimgibiler onun için, çok az ücret alırız, çok çalışırız beyim
Karnımız doydu mu yeter... biz halimize hep şükrederiz.
Tasalanmayın beyim...Biz hep çalışırız ve sizin gibilere kazandırırız
Mesela kadınlarımız, kadınlarınız için çalışır...
Çocuklarımız, çocuklarınız için çalışır...
Siz hiç tasalanmayın beyim... gönderin oğlunuzu Amerikaya, kızınızı İngiltreye
Gezsinler, dolaşsınlar, eğlensinler, yesinler içsinler
Kadınlarınız ipek elbiseler içerisinde huri gılmanlar gibi karşılasın sizi
Yiyin, için, eğlenin... sakın tasalanmayın, biz varız, bizler sizin için varız.
Biz hep çalışırız beyim, hemde çok çalışırız.../es. 22.07.2017 Gelibolu
Share:

DİBİ GÖRÜNÜYORSA ÇUKURDUR/Ekrem SAYGI











İnsan da böyledir
Dibi görünüyorsa; o da çukurdur...
Derinliği yoktur; ne yaptıkların, ne de düşüncelerinin
Bir araya gelince: şapır, şupur...
Senin iki yüzün, a benim iki gözüm
sarılırlar riyakarca koklaşırlar...
Birlikte yürürler, birlikte konuşurlar
Bir ayrılmaya dursunlar; birbirlerinden
Ve arkalarından, kocaman kuyular kazarlar
Öylece geçip gider günleri
Gece oldu mu; ertesi günün düşünü kurararlar
Uyurlar, uyurlar, uyanırlar
Gün doğumuyla başlanır kuyular kazılmaya
Unuturlar kendilerini
Bilmezler kendi kuyularının kazıldıklarını
Kazarlar, kazarlar, gömülürler bir bir
Sonra; o kuyu kazanlar... Kazdıkları kuyuya
Kendileri koyulurlar... /es.
Share:

KONULAR

Ekrem Saygı Şiirleri (137) Ekrem Saygı Yazıları (61) Ekrem Saygı Resimleri (8) Bekir Akkaya Yazıları (5) Alıntı (4) Ekrem SAYGI- Alıntı (2) Acıyı Tekrar Yaşatma (1) Ademden Kalma Yük- Şiir (1) Ankara Günlüğü (1) Artvin'e Selam - Şiir (1) Arızalı Cümleler- Şiir (1) Ayakla Vesikalık Fotoğraf (1) Ayaklarımızla Birlikte Büyüdük (1) Aynadaki Ben - Şiir (1) Baba Kokusu (1) Bekir Akkaya Şiirleri (1) Ben Hala Dünde Yaşıyorum- Şiir (1) Beş Yıl Sonra (1) Bir Saraydır Ordu (1) Bir Yol Muhabbeti (1) Bunaldım (1) Can Kumru - Şiir (1) Celile Saygı Hakka Yürüdü (1) Coşkusal Veba (1) Deli Saçması- Şiir (1) Devri Alem-Şiir (1) Drama Köprüsü (1) Dua (1) Döneceğim- Şiir (1) Düş (1) Empati (1) Erene - Şiir (1) Eve Hırsız Girdi (1) Gezgin - Şiir (1) Gitmelisin- Şiir (1) Gördün mü? A... (1) Göçük-Şiir (1) Gülten -Şiir (1) Gülşah'a - Şiir (1) Gün Katillerin - Şiir (1) Güne İyi Başla (1) Haçhiko -Şiir (1) Hercai-Şiir (1) Hergele - Şiir (1) Hoş Geldin Dostum - Şiir (1) Hükümranların Günü de Solar - Şiir (1) KENDİME TAVSİYEM (1) KONJONKTÜR KÖPEKLERİ (1) Kadınlar Günü (1) Kadının Adı Yok- Şiir (1) Kalbim Sizinledir (1) Kola Gerçeği (1) Kumru'da Eğitim (1) Küşnefak Kayası- Şiir (1) Kıral Çıplak (1) Kırk Altı (1) Mizah (1) Muhabbet Olsun (1) Mülteci - Şiir (1) Ne Değişti (1) Pilla Böcü- Fotoğraf (1) Sekiz Mart - Şiir (1) Stay Home- Mehmet Beşeri- Alıntı (1) Sürgünüz - Şiir (1) Sır- Şiir (1) Sıradan Sözler -Şiir (1) Tekmili Birden-Şiir (1) Tuzak -Şiir (1) Umut (1) Yanlışlık (1) Yaylama (1) Yer (1) Yerimiz Dar Değil (1) Yeryüzünün Göz Yaşları (1) Yol Ortasında Yürüyorum (1) Yüz Bir Nolu Oda-Şiir (1) Zaman - Şiir (1) Zaman-Şiir (1) nde mi Değirmen-Şiir (1) Çağrı - Şiir (1) Çığlık -Şiir (1) İki Binli Yıllar Fotoğraflarda Kaldı (1) İki Dost (1) İki Fotoğraf Karesi-Şiir (1) İşte Ben (1) Şadırvan (1)

ÇOK OKUNAN 10 YAZI

SON YEDİ GÜNDE EN ÇOK OKUNAN ON YAZI

EN SON BEŞ YAZI

Pages

Blog Archive

Bekir Akkaya Şiirleri

Öne Çıkan Yayın

ULAN ZAMPARA

Kanın pazara çıksa etmez on para Aklın fikrin uçkurunda olmuşsun zampara Ruhunu parlatmaz asla  zımpara Böyle muhabbetlerden mana...

ZİYARETÇİ SAYISI

Breaking News

Beauty

Contact Us

Ad

E-posta *

Mesaj *

Followers

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Support