22 Şubat 2018 Perşembe

KULÜBE 2/Ekrem SAYGI


Usta... Gel otur hele
Neden ellerin titrek böyle
Bak...Karanlık olsa da gece
Masmavi gökyüzü
Pırıl pırıl yıldızlar
Anladım, anladım
Dal uçlarım kurumuş dedin
Ellerinin titremesinden anladım
Şubatın soğuğu işlemiş yüreğine
Şu kapıyı da kapatalım şöyle
Ayaz vurmuş yüzüne, gözüne

Gel otur hele
Biz ne güne varız ki böyle
Yürek yüreğe çarpmadıktan sonra
Can Cana değmedikten sonra
Ne anlamı var ki yaşamanın

Gel otur hele
Bak işte sıcak soba
Uzat, uzat da ısınsın ellerin
Masanın üstünde çay da var
Hadi bir bardak içte
Çözülsün buzu yüreğin.
Ekrem saygı
21.02.218 Manisa

Share:

20 Şubat 2018 Salı

SERZENİŞ/Ekrem SAYGI

Her serzeniş’in bir hikayesi vardır...



Öyle söylemeyin beyim!!! Elbette bitecek bu iş…
Biz işçiyiz ve sizin için varız ve sizin için yaratılmışız.
Çalışmanın dogma’ sı damgalanmış bizim sırtımıza
Biz ki; insanlığın dostuyuz, biz çok çalışırız, sizin için üretiriz
Siz bize bir verirken; biz size, on veririz…
Dokuzu borçtur aldığımızın... hep çalışırız, hep size öderiz.
Biz ki; şehirler kurarız, gökdelenler dikeriz, rahat yaşayasınız diye
AVM ler yaparız çok satasınız diye, bizim gibileri satın alasınız diye…

Siz hiiç tasalanmayın beyim...
Gecenin gündüzü takip ettiği gibi, ruhumuzla, bedenimizle buradayız biz
Biz çalışırız... elbette acele bitecek bu iş... öyle kötü kötü söylemeyin
Biz, işçiyiz beyim... biz, insanlığın dostuyuz.
Siz bizim boş ve yanlış sözlerimize aldırmayın
Biz, bir deri bir kemik kalsak da, aç kalsakda
Kısık seslerimizle acı acı konuşsak da
Öfkeli öfkeli esse de, iliklerimize kadar işlese de rüzgar
Darbesi vurulsa da yorgun bedenimize gecelerin
Ve biz; Ve biz!!! Teslim olmuşsak size, düşmüşsek hayatın tuzağına
Biz sizin iştahınızı gidermek zorundayız beyim
ve sizin çok kazanmanız için; çalışmak zorundayız.

Siz hiiç tasalanmayın beyim...
Biz kendi feryatlarımıza sağırlaşmış birer aptallar topluluğuyuz...
yani ucuz işçiyiz biz…
Biz; bize sunulan refah yalanlarına inanan aptallar grubuyuz...
yani ucuz işçiyiz biz
Bize; refah diye sunulan sefaletin bekçileriyiz...
yani ucuz işçiyiz biz…
İsyanımız yoktur bizim ve kavgamız olmaz vereceğiniz ücrete
Çok çalışırız… hem de çook... Korku bizi sessiz ve barışçıl kılar
Bilmez misiniz? Ne çok severiz sayarız bizler sizi...
Siz ki; hayır severlersiniz.., biz ise hayıra davet edilenler
Biz ki; gece gündüz çalışırız... dualar ederiz sizler için, bize iş verdiğiniz için

Biz çook çalışırız beyim...çok
Hemde çok şükrederiz...
Cennet ehliymişiz biz... öyle söyler kürsülerden vazörler ve şöyle derler
Çalışın ey insanlar!!! Çok çalışın, çok çalışın, çok kazanın.
Alnınızın teriyle helalinden kazanın ve oturun halinize şükredin.
Size verilen ücretlerle size verilen nimetlerden yararlanın.
Sıkıntıya düştüğünüzde ise oturun bol bol dua edin ve halinize şükredin...

Siz hiç tasalanmayın beyim, biz az alırız, çok çalışırız... çok da şükrederiz...
Biz sıkıntılar içerisinde yaşasak da, biliriz biz…
Bu dünyada sıkıntı çekenlerin öbür dünya da çekmeyeceğini
Öyle söylediler bize, öyle öğrettiler
Mesela cennette akan ırmaklar bizim içinmiş
Cennetteki Saraylar köşkler bizim içinmiş
Cennetteki huriler gılmanlar bizim içinmiş
Bizler bu dünyanın yokluğunu, öbür dünyada yaşayacakmışız
İşte bizim gibiler onun için… çok az ücret alırız, çok çalışırız
Karnımız doydu mu yeter beyim... biz halimize hep şükrederiz.

Siz hiç tasalanmayın...Biz hep çalışırız ve sizin gibilere kazandırırız
Mesela kadınlarımız, kadınlarınız için çalışır...
Çocuklarımız, çocuklarınız için çalışır...
Siz hiç tasalanmayın beyim... gönderin oğlunuzu Amerikaya, kızınızı İngiltreye
Gezsinler, dolaşsınlar, eğlensinler, yesinler içsinler
Kadınlarınız ipek elbiseler içerisinde huri gılmanlar gibi karşılasın sizi
Yiyin, için, eğlenin... sakın tasalanmayın, biz varız beyim, biz varız...Bizler sizin için varız.
Biz hep çalışırız... hem de ... Çok çalışırız...

Ekrem SAYGI
22.09.2017 Şırnak

Share:

18 Şubat 2018 Pazar

YAŞARKEN ANLAYAMAZSIN/Ekrem SAYGI



Sıyrılıp bedenden ayrılırken canlar
Yürekte beslenen dudaktan, dualar ister
Canıma can katar o esen rüzgarın
Eser ruhumdaki sevabı besler
Cemalindir gönlüme yaşarken ilaç
Çırpınır bu gönül duaya muhtaç
Gülüm gel bu kapıyı sen bana aç
Gönlüm gül bahçesinden, gül dermek ister
Gözler damla dala dolar, son nefeslerde
Ne gam ne anlam kalır kederde
Bedenin yerde kalır ruhun seferde
Gönül gül bahçelerini dolaşmak ister
Bu çıkan candır duaya muhtaç
Can vermez bedene sunduğun ilaç
Ne para ne pul, ne de karnım aç
Bu gönül gönlünden helallik ister
Ekrem SAYGI
19.02.2018 Manisa

Share:

ARZ’DAN SEMA’YA/Ekrem SAYGI

Mecaz olmadan şiir olmaz, belkide ben öyle düşünüyorum. /Doldur içimdeki boşluğu yağmur/ derken; burada insanın içindeki boşluğu, ruhunu ve sıkıntısını giderecek olan, yağmur değildir. Bu dizede söylenenin ötesinde bir gizem vardır. Yaradanına bir yakarış vardır...

Bir Orman düşünün, güçlü ağaçların gölgesinde boy vermeye çalışan fidanlar, o güçlü ağaçların gölgesinde yaşam mücadelesi verir.

Zayıf olanlar güçlü olanların gülleleri altında can çekişirler. Yaşadığımız dünya’ı bir düşünün, Afrikayı düşünün, Ortadoğuyu düşünün vs. ki onlara yaşama şansı verilmez. Lakin zayıfa da, güçlüye de ölüm vardır. İyi ki ölüm var, ya olmasaydı ne olurdu bu dünyanın hali…

Şunu da söylemeliyim ki; şiir onu yazana değil, ihtiyacı olana aittir.




ARZ’DAN SEMA’YA
Doldur içimdeki boşluğu yağmur
Semanın derinliklerinden badeler gönder
Başımızın üstünde dönüp duran ey karabulutlar
Arz’ı sahiplenen conilere şimşekler gönder

Aldanırız kırıktır bizde feleğin çarkı
Yaşama ivme katacak dişliler gönder
Kanla beslenen zalimlerin  üstüne
Kanlarını kurutacak ateşler gönder

Sisle kaplıdır dörtbiryanı dünyanın
Bizlere karanlıkları delecek gören gözler gönder
Ziftler sarmış üstünü, kanla sulanır toprak
Vicdansız yüreklere merhametler gönder

Boy vermiş ağaçlar dallar serpilmiş
Gölgesinde can çekişen fidanlara güneşler gönder
Aksisedadır çınlayan bu yeryüzünde
Karanlık yüreklere bir ışık gönder

Filleri tarif eden körler ve sağırlara
Gören gözler ve duyan kulaklar gönder
Yeniden doğsun güneşler mazlumların üstüne
Semada yankılanan Aşk’ı sedalar gönder
Ekrem SAYGI

18.02.2018 Manisa


Share:

4 Şubat 2018 Pazar

MEMLEKETİM/Ekrem SAYGI








Memleketim, Köyüm, doğup büyüdüğüm evim
Çamuruna belendiğim sokağım, İlçem Kumru’m
Her şeyleriniz yerli yerinde, yerinde bütün nesneler
Lakin büyüklerimiz gitti gideli boşalmış sokaklarınız
Kapılar kilitlenmiş, her yer yapayalnız
Ambarda mısır, tarlada lahana, kilerde patates yok
Ocaklarda ateş yok, bacalar tütmez, dam altında odun yok
Misafirin oldum ve gezindim durdum boş sokaklarında
İçimdeki coşku dolu çocuğu aradım, o da yok…










Bilir misin
Bedenim uzak olsa da, ruhum senledir
Ey yaşayan canlar, yüreğim sizinledir
İşte geldim, mevsim kış bembeyaz örtü
Kabul et, ey memleketim
Karda ayak izlerimi bırakıyorum sana
Üşüyen ellerimi bırakıyorum
Gözlerimi bırakıyorum gün ışığında
Düşüncelerimi bırakıyorum saçma sapan
Düşlerimi bırakıyorum gecenin karanlığında
Muhabbetlerimi bırakıyorum sana
Sevgimi, saygımı ve dostlarımı bırakıyorum
Annemi bırakıyorum
Akrabalarımı bırakıyorum hasta yataklarında
Geldim, gülünü okşadım ”Bismillah…” dilimde dualar
Bir avuç toprak oldum
Bir avuç toprak aldım serptim üstüne
Babamı bırakıyorum köyünün mezarlığında

Köyüm İlçem Kumrum Memleketim
Duruşunda asalet vardı önceden senin
Muhabbetler vardı, sevgi vardı, saygı vardı
Gönüller bir hoş olurdu akşamlarında
Şimdi yozlaşmış gördüm canlarını
İş bilmezler geçmiş işlerin başına
Değerleri tüketmekte değersizler
Zemherinin soğuk yeli vurur şimdi solgun yüzlere
Esrarengiz kalabalıklar gördüm sokaklarında
Huzursuz gördüm çehrende gezinen insanları
Yardımına muhtaçtır her biri, diğer birilerinin
Lakin bir adım ileriye gitmezler, hep beş adım geri
İzlerimi gördüm sokağında, taş döşeli kaldırımlarında
Eskiden hiç olmazsa bir öğretmenevin vardı
Kimse bilmese de, bilmek istemese de ben bilirim
Kim sebep olmuştu, ne çok meşakkati olmuştu
Dinlerdi... geleni ağırlardı, gideni uğurlardı
Orada akşamları ne güzel muhabbetler olurdu
Şimdi darmadağın olmuş öğretmenlerin, amirlerin memurların
Toplanacak bir yerleri de yok
Toplayacak birileri de yok
Müdavimidirler şimdi ayrı ayrı, kahve köşelerinin
Bir şey daha gördüm ki, evlerin boşalmış
Dediler ki, tam seksen daire şimdi boş kalmış
Ekmeğini yer, çanağına edercesine
Sahile inmiş öğretmenin, amirin memurun, esnafın
Çayını içerler çıtkırıldım kafelerinde komşu ilçenin
Herkes muzdariptir senden, lakin hepside suçlu ve sen yalnız
Muzdariptir insanlar senden, birbirlerinden
Misafir geldim, işte gidiyorum, nefes nefes çektim ciğerime
En derinlerinden…
Ekrem SAYGI
31.01.2018 Kumru

Share:

21 Kasım 2017 Salı

ANADOLU YOLLARINDA/Ekrem SAYGI







Anadolu'm… Vatan’ım… Güzel Yurdum
Bir Elif miktarı çektim, Bismillah dedim
Gece Kitaplığıyla çıktım Ankara' nın bağrından
Dört Elif miktarı uzadıkça uzadı yollarım
Yozgat’ın dar sokalarında dolaştım
Sahaf’ ına uğradım Hüseyin Hüroğlu' nun
Kabulüm oldu bir fincan çay ve yollara düştüm
Sorgundan geçerken, sordum Sivas’ ın yolunu
Kebap’ ını taddım, şurubunu içtim Afan öğretmenin; Sivas’ın bedesteninde
Sonra yine yollar, yine yollar
Ne yaşamlar gördüm ben, bu hayata düştüm düşeli
İyi, kötü, güzel insanlar gördüm
Ve yolcular gördüm, giden, gelen
Yolcular gördüm, uzak, yakın, üzgün, kahırlı, neşeli
Ve yolcular gördüm, hayata  küsen…

Anadolu'm… Vatanım… Güzel Yurdum
Dolaşırken seni Gece Kitaplığıyla
Selamlar saldım uzaklara
Selamlar saldım seni saran sıcak yüreklere
Nakış, nakış yüreğime işledim tozlu yollarını, dağlarını, ovalarını
Vadilerinden geçtim, soğuk pınarlarından içtim yudum, yudum
Anadolu'm güzel Yurdum
İzlerimi bıraktım, köşe bucak izbelerinde
Bir bardak çay, bir fincan kahve ile
Yüreklere dökülen sıcaklığı duydum
Neşeli gözler gördüm, sıcak yürekler gördüm, mahzun bakışlar gördüm
Hani söyler ya Cemal Sürayya “Her yüz bir memlekettir”
Ben kavrulmuş yüzler ve candan bakan gözler gördüm

Anadolu'm… Vatanım… Güzel Yurdum
Güneş yükselirken sende, gökyüzü bana güler
Ben solarken toprağında, ömrüm tükenirken, gün, gün
Ve ben yolalıp giderken, tozlu yollarında, solan çiçeklerin canlanır
Reveransını gösterir bana ağaçların
Anadolu'm… Güzel Yurdum nasıl anlatayım ki ben seni
Öyle basit ki cümlelerim
Kelimelerim asılı durur karşımda, dile getiremem, yazamam, çizemem seni
Parmaklarımın tuttuğu kalemim utanır benden
Öyle bir hal ki; anlatamam ne seni, ne de kendimi
Öyle bir hal ki; anlatamam
Aklım duygularıma tutuklu, esir
Ruhum özgürlüğünü ister, bedenime küskün
Ve ruhum bedenimde hapis…

Anadolu'm…Vatanım…Güzel Yurdum
Nasıl bir betimlemedir ki bu, kelimelerim karmakarışık
Fakat sen… ayan beyan, ana sütü gibi temiz, ana sütüt gibi berrak
Ben giderim dağbaşlarım duman, ben giderim yollar gider, ben giderim yollar gider
Tevekkül benden, Takdir Allahtan
Bir Elif miktarı çekerim, Bismillah derim, dört Elif miktarı giderim
Bazen bir türkü tutar dilim
“Seyreyle güzel, kudretli Mevlam gör neler eyler”
Çile çekerim, sabır çekerim  kısa bir ömür uzunluğunda
Şükrümü iletirim Mevlaya, sağlık, sıhhat, afiyet ve bize sunduğu bu yaşamda

Anadolu'm … Vatanım… Güzel Yurdum
Ben giderken Gece Kitaplığıyla bozkırlarında
Hüznün ritmi tutar yüreğimde, boğazım düğümlenir yutkunamam ki seni
Dudağım kurur, ıslanmaz kelimeler, dolar taşar yüreğime ve hep içime, içime
“Sabahın seherinde öterken kuşlar” ve ben ayrılırken bir şehrinden
Senin her harfine güneşin sıcaklığı düşer
Her harfine güneşin sıcaklığı düşer, senin için söylenen türkülerin
Benimse yüreğime düşer
İzahını yapamaz kalemim, sana olan duygularımın
Sessizliği, sabrı, şükürü, Tevekkül’ü, Takdir’i  bir hal eylerim

Anadolu'm, Güzel Yurdum; Ben büyüdüm artık öyle mi?
Biz büyüdük, adam olduk güya
Alıp götürdüler benden ve yüreğimi söktüler yerinden
Lakin özlemini duyarım hala çocukluğumun
Çocuksu duygularla, masumca serdiğim
Şimdi katlayıp rafa kaldırdığım
Kıyama durduğum ve secdesine eğildiğim
Özlemini duyarım seccademin

Anadolu'm… Vatanım… Güzel Yurdum
Dolaşırken adım adım yollarında, uzak kelimesi uzaktır benden
Uzak aklıyla sevenler içindir
Gönlüme düştün sen benim ve ben ise yollara düştüm
Hep en yakınımda ve hep yüreğimdesin
Ve sevgi sökülüp giderse yüreğimden, bir haller olur bana ve eksik kalır bir yanım.

Anadolu'm, Güzel Yurdum…
Adı nasıl söylenirse sevmenin ve sevgi nasıl titrerse yürekte
İşte ben seni öyle severim
Şimdi yolcuyum ben
Bir umut, nasip kısmet diyerek çıktım yollara
Edirne’den, Van’a kadar sen benimsin, Bende senin
Şimdilik yolcuyum ben bir Elif mitarı, bir ömür
Yolcuyum ben yolda koma beni
Sadece nasip olanı arar, arar üzerinde ellerim…
Ekrem SAYGI
22.11.2017












Share:

5 Kasım 2017 Pazar

YENİ OLAN HİÇ BİR ŞEY YOKTUR, HER ŞEYİ MİRAS OLARAK ALDIK VE YAPTIĞIMIZ NE İSE MİRAS OLARAK BIRAKACAĞIZ/Ekrem SAYGI

Gorki, Dotoyevski, Kafka, Oscar Vilde, Chov, Goncerov, Dinçkens, Tolstoy, Gogol, Oblomov, Carlos Fuantes, Robetrt Coover, Milan Kundera ve daha bir çok dünya yazınının büyük ustaları neden yaşamın gerçeklerine dokunarak yaşadılar ki…? Neden ayak uyduramadılar ki akıp giden zamana…

Mesela Donkişot gerçekten delimiydi ki, yoksa yaşadığı toplumun ahlaksızlığı ve pisliği mi itmişti onu yeldeğirmenleriyle savaşmaya… Bakın ne söylemiş Donkişot kendisinden dinleyelim…

“Şövalyeler, asilzadeler, cömert soylular bana sersem gözüyle baksalar bunu dayanılmaz bir hakaret sayardım; ama şoğalyeliğin sarp yollarına hiç girmemiş, ayak basmamış kalem erbabının bana ahmak gözüyle bakması hiç mi hiç umrumda değil; ben Tanrı’nın izniyle şövalyeyim, şövaly olarak da öleceğim. Bazıları kibirli hırsın, kimileri kölece aşağılık dalkavukluğun, kimileri aldatıcı riyakarlığın, bazıları da gerçek dinin geniş çayırlarında yol alırlar; fakat ben yıldızımın gösterdiği yolda, gezgin şövalyenin daracık patikasında ilerlemekteyim; meslegimi icra etmek uğruna mülkümü yabana atsam da şerefimi yabana atmış değilim. Ben kötülükle mücadeele ettim, haksızlıklara karşı koydum, terbiyesizlikleri cezalandırdım; devleri dize getirdim; canavarların yolunu kestim; sırf gezgin şövalyelerin aşık olması zorunlu olduğu için aşığım; aşıksam ahlaksız aşıklardan değil, nefsine aşık platonik aşıklardanım. Amaçlarımı daima faziletli hedeflere yöneltirim; ki bu da, herkese iyilik etmek, kimseye kötülük etmemektir. Böyle düşünen, böyle hareket eden, böyle konuşan kişiye aptal denip denemeyeceğine sizler karar veriniz…”

Büyük şair Nazım Hikmet bakın nasıl şiieleştirmiş Donkişot’u

Ölümsüz gençliğin şovalyesi
Ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına
Bir temmuz sabahı fethine çıktı
Güzelin, doğrunun ve haklının
Önünde mağrur, aptal devleriyle dünya
Altında mahzun, fakat kahraman Rosinantı
Bilirim hele bir düşmeye gör hasretin halisina
Hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek
Yolu yok Don Kişot’um benim, yolu yok
Yel değirmenleriyle dövüşülecek…

Şekspir için neler demeli bilmem… Belki de insanın her türlü ruh halini söze dökebildiği için 450 yıldan beri büyüsünü kaybetmiyor. Bu yüzden zamanın kralları, abartılı aşkları ya da soylularla ilgili oyunlar yazmış gibi görünse de sahne aynı sahne! Orta çağın soyluları, kralları, tefecileri bugünün burjuvazisi, bankaları ve hükümetleri…

Kan bağı oluşturabileceğiniz dizelerine bir göz atalım.
Bıktım artık dünyadan, bari ölüp kurtulsam
Bakın, gönlü ganiler sokakta dileniyor
İşte kırtıpillerde bir süs,bir giyim kuşam
İşte en temiz inanç, kalleşçe çiğneniyor
İşte utanmazlıkla post kapmış yıldızlı şan
İşte zorla satmışlar kız oğlan kız namusu
İşte gadre uğradı dörtbaşı mamur olan
İşte kuvvet kör topal, devrilmiş boyu posu
İşte zorba, sanatın ağzına tıkaç tıkmış
İşte hüküm sürüyor çılgınlık bilgiçlikle
İşte en saf gerçeğin adı saflığa çıkmış
İşte kötü bey olmuş, iyi kötüye köle
Bıktım artık dünyadan ben kalıcı değilim
Gel gör ki ölüp gitsem yalnız kalır sevgilim.

Bütün bu dizeler zamanın akışı içersinde değişime uğremiş gibi gözükse de, varlığımızın ayrılmaz parçası değilmidir bu söylemler. Mesela belki de hepimizin okuduğu “Bin bir Gece Masalları” nı düşünün, günümüzde varlığını hala sürdürmüyor mu? Bütün bu söylemler, düşler, özlemler, tutkular bize, bizden öncekilerden miras değilmidir…?
Erasmus’ un “Deliliğe övgü’sünde “Nesnelerin gerçekliği yalnız ve yalnız görüşe, bakışa bağlıdır. Yaşamdaki her şey öylesine çeşitli, öylesine karışıt, öylesine belirsizdir ki, her hangi bir hakikatın varlığından emin olmamız imkansızdır.”

Burada “Hakikat” kelimesinden yola çıkarak şöyle diyebiliriz. Bir mantık terimi olarak hakikat, düşüncenin dış dünyadaki nesnelere uygunluğunu ifade eder. Tasavvufta ise zâhirin ardındaki örtülü ve gizli mâna, dinî hayatın en yüksek seviyede yaşanarak ilâhî sırlara âşina olunması gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Böylece dini, sadece şekil ve merasimden ve görsellerden ibaret görmeyip, bunların yanı sıra ondan daha önemli olan anlam ve özüne değer vermek gerekir. Aklıma gelmişken söyleyeyim, Bir zamanlar, Harun Yahya(Adnan Oktar) nın kuşe kağıtlara basılmış renkli baskıların içersinde ve Fetullahçıların, yine kuşe kağıtlara basılı ağaç dallarının ve yapraklarının ve kuşların kanatlarında Allahı aramak değildir hakikat, hakikat’ ın altında gizli ve örtülü bir mana vardır. Görsel olarak baktığınızda sonuca ulaşmanız mümkün değildir. Bu insanın düşsel ve iç dünyasıyla alakalıdır. Somut olanlar zaten ortadadır, soyut kavramlar ise insanın iç dünyası ile ilgilidir. Bu da insanın yüreğinde ve de vicdanında gizlidir. Onu dışarıya çıkarıp, çıkarmamak kişilerin elindedir.

Televizyonunuzn düğmesine bastığınız anda, bütün görseller ortaya çıkar, siz herşeyi aynı anda oluyormuş gibi düşünebilirsiniz. Lakin karşınızda duran televizyon çok uzaklardan kumanda edilerek size sunulur. İşte bütün bu soyut ve somut kavramları kumanda eden bir güç vardır doğamızda, biz bu gücün adına Allah diyoruz, siz ne derseniz deyin.

Bu yazının sonu gelmeyeceğe benziyor. Bende Donkişot gibi yel değirmenleriyle değil, kendimle savaşarak yaşam yolculuğuma devam ediyorum. Dünya değil, içinde yaşayanlar bozuyor beni ve inşa Allah bu savaşın galibi olurum…

Ekrem SAYGI
05.11.2017
Share:

18 Ekim 2017 Çarşamba

“YAZILMIŞ OLANLARIN İÇİNDE YAŞAMAK, YAZMAK KADAR ÖNEMLİDİR” düşüncesiyle yazıyorum…/Ekrem SAYGI


Her bir insan gibi ben de bir bireyim ve bu zaman diliminde her bir insan gibi yaşamak ve günlük ihtiyaçlarımı ve nafakamı kazanmak için mücadele veriyorum. Alt veya üst tabaka diye nitelendirilen bütün insanların içersindeyim ve bu insanları kendimce gözlemlemeye çalışırken aralarında hiç bir farkın olmadığı ortaya çıkıyor. Alt katta oturanlar üs kattakilere, kendilerini satılığa çıkartırken, üst kattakilerde daha üst kattakiler adına kendilerini satılığa çıkartıyorlar.
Ön belleklerimize yerleştirdiğimiz bu dünyayı; düşünsel olarak değilde, görsel olarak algıladığımız için bir daire içersinde ve bu döngüsel hayatın içersinde yaşamlarımızın sonuna kadar devinip duruyoruz. İnsanın en büyük yaratıcısı kendisidir ve buna bağlı olarak, kişiliğidir düşüncesiyle, yaşam boyu kişiliğimizi geliştirmekle aldatılıyor ve toplum olarak hiçbir gelişme kaydetmeden yaşamlarımızı  sonlandırıyoruz. Doğallık, erdem ve anlam kişisel gelişimlerin gerisinde kalıyor.
Toplumlar insanlar tarfından yazılıp kurallaştırılan ve kanunlaştırılan ideolijiler tarfından kalıba sokularak yönlendiriliyor. Aslında neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu herkes biliyor. Lakin düşüncelerimiz metamorfizm’e ve gözlerimiz nesnelere bağlı kaldığı için, asıl görmek ve yaşamak istenilenler, asıl ve gerçek düşüncelerin gerisinde kalıyor. Düşüncelerimiz, bize ön görüleni büyük bir hazla kabullendiğinden ve öngörüleni kalıpsal olarak benimsediğinden görsel olarak bize sunulanların ve öngörülenlerin dışına çıkamıyoruz. Kendi anlamsal varoluşumuzu unutarak, kişisel gelişimlerimiz  adına maddesel görünümlerin peşinde koşuyoruz. Ayrıca kitaplıklarımız kişisel gelişim adına yazılan kitaplarla dolu. Asıl okunması gerekenler ise tozlu raflar arasında alıcılarını ve okuyucularını bekleyip duruyor.  
Artık bütün gerçekler şeffaf camların arkasından yansıyor(!)  kitapların sayfalarını bile parmak uçlarımızla dokunmatik olarak aktarıyoruz. Kitapların mikrobik kokuları(!) unutuldu ve artık şeffaf camlardan yansıyan virüslerle yaşıyoruz. Nedir bu camlardan bize yansıyanlar!!! şiddet, terör, ölüm, zulüm, arkasından eğlence ve kahkaha… Şiddet insanın zihinsel evreninde açtığı delik aracılığı ile ekranın boşluğundan yayılıyor. Medya ise her zaman terörist şiddetin ön saflarında yer almaktadır. Ekranlarda ve gazete sayfalarında aranılan ve beklenti halinde olunan hangi türden olursa olsun şiddet ve terördür. Şiddet ve terörden haz duyan bir toplum haline geldik. Batıda bir bomba patlatılıyor onlarca insan ölüyor, Doğu toplumları bundan haz duyarak daha büyük olsaydı, az olmuş düşüncesiyle sevinç gösterileri sunuyor,  Doğuda ve Orta Doğuda bombalar patlatılıyor yüzlerce insan ölüyor, Batı toplumları aynı ve iğrenç bir şekilde haz duyuyor. Bütün toplumlar karşıt oldukları toplumlar adına beyinlerinin alt köşelerinde oluşturdukları terörizm düşüncesiyle yaşıyor.
Mukadderat kazanın tersidir. Kaza sistemlerin kenarındadır. Dişliler aşınmaya başladığında sistemler ve ideolojiler aşırı derecede şişmanlamaya başladığında kazalar yakındır demektir. Bu mukadderat ve yazgı değildir. Hatta devletler birbirlerine saldıramadıkları anda, bir karşıt ve düşman oluşturma adına sistemlerini sürdürme adına terör süsü vererek kendi halklarına dahi kıyabiliyorlar.   Bin yıllar boyunca, din, ülke çıkarları ve aç gözlülükle milyonlarca insan katledilmedi mi…? Bir çok toplumlar yeryüzünden silinip gitmedi mi…? Bu ne yazgı ne de mukadderattır. Bu aç gözlülerin ve çıkarcıların işledikleri vahşet ve cinayetlerdir…?
Makinelere sanal denmesi boşuna değildir. Bunlar düşünce eyleminin sürekli ertelenmesine sebep olur. Bilgisayarları ve geniş ekran telefonları karşısında kımıldamadan duran sanal insan bu ekranlar aracılığı ile sevişir ve düşünce özürlüsü haline gelir ve böylece varlık gerçeğine makineler tarafından el konulur. Dünyayı kendi varoluş gözüyle değil de makinelerin verdiği ön görülerle görür. O artık sanal bir işlemci haline gelir. Video, televizyon, bilgisayar, cep telefonları kontak lensler ve kalp pilleri gibi bedenin genetik bir parçasıymış gibi entegre olmuş protezler gibidir. Bütün bunlar kişinin olmazsa olmazları haline gelir.     
“Gerçek; görünenin ötesinde algılanmalıdır. Somut olanı herkes görür ve gerçek anlamda görmek, doyumsanandır”
“Yazılmış olanların içinde yaşamak, yazmak kadar önemlidir”
“Eyleme geçmesini bilenler için, her sabah yeni bir başlangıçtır” /es. 19.10.2017

Share:

28 Eylül 2017 Perşembe

KONULAR

Ekrem Saygı Şiirleri (143) Ekrem Saygı Yazıları (62) Ekrem Saygı Resimleri (8) Bekir Akkaya Yazıları (5) Alıntı (4) Ekrem SAYGI- Alıntı (2) Acıyı Tekrar Yaşatma (1) Ademden Kalma Yük- Şiir (1) Ankara Günlüğü (1) Artvin'e Selam - Şiir (1) Arızalı Cümleler- Şiir (1) Ayakla Vesikalık Fotoğraf (1) Ayaklarımızla Birlikte Büyüdük (1) Aynadaki Ben - Şiir (1) Baba Kokusu (1) Bekir Akkaya Şiirleri (1) Ben Hala Dünde Yaşıyorum- Şiir (1) Beş Yıl Sonra (1) Bir Saraydır Ordu (1) Bir Yol Muhabbeti (1) Bunaldım (1) Can Kumru - Şiir (1) Celile Saygı Hakka Yürüdü (1) Coşkusal Veba (1) Deli Saçması- Şiir (1) Devri Alem-Şiir (1) Drama Köprüsü (1) Dua (1) Döneceğim- Şiir (1) Düş (1) Empati (1) Erene - Şiir (1) Eve Hırsız Girdi (1) Gezgin - Şiir (1) Gitmelisin- Şiir (1) Gördün mü? A... (1) Göçük-Şiir (1) Gülten -Şiir (1) Gülşah'a - Şiir (1) Gün Katillerin - Şiir (1) Güne İyi Başla (1) Haçhiko -Şiir (1) Hercai-Şiir (1) Hergele - Şiir (1) Hoş Geldin Dostum - Şiir (1) Hükümranların Günü de Solar - Şiir (1) KENDİME TAVSİYEM (1) KONJONKTÜR KÖPEKLERİ (1) Kadınlar Günü (1) Kadının Adı Yok- Şiir (1) Kalbim Sizinledir (1) Kola Gerçeği (1) Kumru'da Eğitim (1) Küşnefak Kayası- Şiir (1) Kıral Çıplak (1) Kırk Altı (1) Mizah (1) Muhabbet Olsun (1) Mülteci - Şiir (1) Ne Değişti (1) Pilla Böcü- Fotoğraf (1) Sekiz Mart - Şiir (1) Stay Home- Mehmet Beşeri- Alıntı (1) Sürgünüz - Şiir (1) Sır- Şiir (1) Sıradan Sözler -Şiir (1) Tekmili Birden-Şiir (1) Tuzak -Şiir (1) Umut (1) Yanlışlık (1) Yaylama (1) Yer (1) Yerimiz Dar Değil (1) Yeryüzünün Göz Yaşları (1) Yol Ortasında Yürüyorum (1) Yüz Bir Nolu Oda-Şiir (1) Zaman - Şiir (1) Zaman-Şiir (1) nde mi Değirmen-Şiir (1) Çağrı - Şiir (1) Çığlık -Şiir (1) İki Binli Yıllar Fotoğraflarda Kaldı (1) İki Dost (1) İki Fotoğraf Karesi-Şiir (1) İşte Ben (1) Şadırvan (1)

ÇOK OKUNAN 10 YAZI

SON YEDİ GÜNDE EN ÇOK OKUNAN ON YAZI

EN SON BEŞ YAZI

Pages

Blog Archive

Bekir Akkaya Şiirleri

Öne Çıkan Yayın

KULÜBE 2/Ekrem SAYGI

Usta... Gel otur hele Neden ellerin titrek böyle Bak...Karanlık olsa da gece Masmavi gökyüzü Pırıl pırıl yıldızlar Anladım, anladım...

ZİYARETÇİ SAYISI

Breaking News

Beauty

Contact Us

Ad

E-posta *

Mesaj *

Followers

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Support